DÜĞÜN   ADETLERİ 

 

        YUMURTA YEME: 

        Düğünden birkaç akşam sora gelin, damat ve birçok komşu akraba kız evine gider. Bu gelinin baba evine ilk gidişidir. Hoş beşten sonra ziyafet sofrası kurulur. Sofranın ortasına ağzı kapalı şekilde bir kap dolusu yumurta gelir. Kapağını açmak damadın babasına veya yakın bir akrabası olan baba vekiline düşer. Kapağı kaldırır, çevirir ve içine bir bahşiş bırakır. Dileyen başkaları da bahşiş verir ve yemek yemeye başlanır.

         Aynı sahan kapama bayanların sofrasında da yapılır. Burada da bahşiş verme işi kaynana  veya vekiline düşer. Biraz oturulur sohbet edilir. Akrabalık bağları kurulur ve dönüş hazırlığı başlar. Herkes dışarı çıkar ayakkabılarını giyer ama damadın ayakkabısı yoktur, çünkü evin küçükleri tarafından saklanmıştır. İstediği bahşişi alınca ayakkabı gizlenilen yerden çıkar. Bu adet de yumurta yemenin olmazsa olmazıdır.

 

        KAVUM: 

        Kız tarafı bayanları düğünden bir-iki hafta sonra belirlenen bir günde gelinin evini ziyarete giderler. Maksat gelinin evini, düzenini görmek, yeni hısımlarla konuşup kaynaşmaktır.Bu arada gelinin çeyizleri de bir odada sergilenerek hem erkek, hem de kız tarafından gelen ziyaretçilere gösterilir.  Bunlara da bir ziyafet çekilir, yenir- içilir ve vedalaşıp geri dönülür.

 

        BOHÇA (YOLLUK) : 

        Gelinin çeyizi, düğünden bir iki hafta kadar sonra açılır. Aile büyükleri olan Kaynana-kaynatalara, dede ve ninelere, amca, dayı ve yengelere olmak üzere bohça hazırlanır. Bohçaya kişilere göre çarşaf, seccade, havlu,gömlek, yaşmak, namaz bezi, elbiselik kumaş, çorap, mendil gibi bazı eşyalar konur. Gerçek bir bohça düzenlenir. Gerçek dememizdeki kasıt, bohçanın ve içinde bulunan bir çok çeyizin  üzerinde gelinin el emeği- göz nuru işlemeleri vardır. Gelin ile birlikte bu akrabaların evlerine gidilir. Gelin el öper ve bohçasını takdim eder. Bundaki maksat da gelinin yeni akrabalarıyla tanışıp kaynaşmasıdır. Bu gelenek de aynen devam etmektedir. Bohçayı alan kişiler de geline bahşiş verirler.

 

        DİL TUTMA: 

        Eskiden uygulanan bu gelenek şöyle gelişmektedir. Gelin eve geldiğinden sonra aile büyükleriyle hiç konuşmaz. Maksat büyüklere saygıdır. Bu geri söylememe anlamına gelir. Dil tutma işi bazen bir iki aya, bazen de birkaç yıla kadar çıkarmış. Şimdilerde bu adet tamamen kalkmıştır.

 

         DAMAT TIRAŞI:  

         Düğün sabahı damat evine berber getirilir. Hava iyiyse bahçeye bir sandalye yerleştirilir ve berber özene bezene mesleğini icra eder. Damat güzel bir sinekkaydı olur. Bu işlem eskiden davul-zurna veya kemençe eşliğinde yapılırmış. Berber titizlikle işini yapar ve bahşişini ister. Bu bahşiş genellikle bir havlu ve bir miktar paradır.

         Bu gelenekte artık eskilerde kalmaya yüz tutmuştur.

 

         DÜĞÜN GÜNLERİ: 

         Eskiden düğünler genellikle Çarşamba günü başlayıp, Perşembe günü bitermiş. Cuma günü damadın Cuma namazına gitmesi ve büyüklerin ellerini öpmesi de bizim geleneklerin bir parçasıymış. Şimdilerde ise genellikle yeni hafta sonlarına göre ayarlanıyor.

 

<< GERİ >>