ÇOCUK OYUNLARI

        Eskiden oynanan bu oyun;  genellikle düğün geceleri açık arazide 5-10 kişilik bir ekiple oynanırdı. İki takım halinde bölüşülür ve bir takım uzaklaşarak saklanır, diğer takım oyuncuları onları bulmaya çalışır. Gece olduğu için el feneri veya herhangi bir benzeri aydınlatma aracı kullanılır.

         Saklanan oyuncular gece karanlığından istifade ederek pum-pum diyerek bağırır ve hemen yer değiştirerek başka bir yere saklanır. Ebe olan oyunculardan biri saklanan oyuncuyu yakalarsa veya görüp ismini teyit ederse o oyuncu oyundan çıkar. Gördükten sonra o da pum-pum diye  yüksek sesle bağırır ve ismini söyler. Görülen oyuncu eğer yanlış isimle söylenirse , mesela “Ahmet” yerine “Mehmet” diye söylenirse, bu oyuncu yüksek sesle “kazan çatladııı-kazan çatladııı” diye bağırarak oyunun yeniden başlamasını sağlayabilir.

         Ebe olan takım oyuncularını yanıltmak için saklanan oyuncular birbirleri ile ceketini, kazağını, çizmesini vs. değiştirerek veya sesini ve yürüyüşünü değiştirerek diğer oyuncuları yanıltabilirler.         Bu da oyunun bozulduğu ve dolayısı ile yeniden başlanacağı anlamına gelir.

         Not:   Bu oyun günümüzde artık oynanmamakla birlikte bilinmeyenler sınıfına çoktan girmiştir. İnşallah gençlerimiz bu yazıları okurda babalarının ve dedelerinin nasıl eğlendiklerini, nasıl bir oyun kültürleri olduğunu en azından böyle bir oyunun da var olduğunu öğrenmiş olurlar.

          Bu oyun eskiden genellikle bir toplantıda veya düğün gecelerinde oynanırdı. Tura oyununa benzer ve aynı sopayla oynanır. 5-6 kişi sırayla yan yana dizilir. Bir yüzük veya benzeri bir cisim alınır. Bir kişi ebe olur. Diğer kişiler ellerini arkaya atarak, yüzüğü elden ele dolaştırırlar ve birinde kalır. Eller yumruk şeklinde ileri doğru uzatılır ve ebe’ye sorulur; -“yüzük kimde”.Ebe tahminini söyler. Herkes elini açar ve yüzük görünür. Doğru bilmişse, kimi söylediyse o kişi ebe olur ve yer değiştirirler. Eğer bilemediyse ceza geliyor demektir. 1’den- 5’e kadar ceza sopası vardır. Bilemediği zaman yüzük olan kişiye sorulur.-“kaç tane”, mesela o der “3 tane”. Yine sorulur “ yağlımı-yağsız mı”, eğer yağlı derse eline sertçe 3 sopa vurulur,yağsız derse yavaşça vurularak oyun yeniden başlar.

              Bu oyun 3-5 kişilik bir oyuncu ile oynanır. 10-12 adet düzgün taş üst üste dizilir. Oyuncuların da her birinin kendine ait özel taşları vardır. Bir ebe seçilir. Bu ebe taşları büyükten  küçüğe üst üste dizer ve yana çekilerek bekler. 4-5 metre uzağa bir çizgi çizilir. Bu çizgiyi geçmemek şartıyla,  oyuncular dizilmiş olan taşlara doğru ellerindeki taşları sırayla fırlatır. Maksat dizili taşları devirmektir. Taş ne zaman devrilirse, ebe hemen dizmeye başlar. Bu arada taşını atıp da  dizini deviremeyen oyuncularda kendi taşlarını alıp derhal çizginin dışına kaçarlar. Eğer kaçamadan ebe taşları dizer ve onu yakalarsa o kişi ebe olur. Yalnız taş elde ise sobelenir. Eğer taşın üzerine basmış beklerse sobelenmez. Bu birkaç kişi birden de olabilir. Ebe onları dikkatle göz takibine alır. Fırsatını bulan taşını alıp sobelenmeden kaçabilir, ya da ayağı ile taşı diğer ayağının üzerine kaldırarak havaya atar ve eliyle yakalar. Bu durumda ebe onu sobeleyemez ve rahatça yerine geçer.Yalnız bu işin de risk’i vardır, çünkü taşı havaya atıpta tutamazsa ebe onu derhal sobeler.

         Birkaç kişi taşını atmış olupta dizini devirememişse son atacakların devirmesini beklerler. Eğer onlardan biri yıkarsa, ebe tekrar dizene kadar taşlarını alıp kaçarlar. Ebe bir kişinin peşine koşup yerinden uzaklaşmışsa, herkes dizili  taşın başına gelir ve “pis kakveci, pis kahveci, fincanını yıkamamış.” Diye nakarat tutarlar.

         Çizginin üzerine basmak veya çizgiyi geçmek kural dışıdır. Bunları ihlal eden kişi ebe olarak cezalanır.

Not: Bu oyun taşlarla oynandığından, biraz tehlike arzeder, genellikle yetişkin cocukların oynadığı bir oyundur.

         Bu oyun genellikle kız çocuklar tarafından oynanır.Oyun şekli “dondu dombilis”i andırsa da oyuncu sayısı ve taş yerine top ile oynanması gibi bazı değişiklikleri vardır.Atılan cisim top olduğu için sertlik derecesi daha azdır. Eskiden top olarak kullanılan cisim, bir çorap’ın içine bez parçaları veya gazel doldurarak sıkıca dikilmesiyle elde edilirdi. Şimdi ise küçük bir plastik top ile bu oyunu oynayabiliriz.

         Oyun şöyle oynanır; Üç kişilik bir oyundur. Bir kişinin ebe olması gerekir. 10-12 adet düzgün taş üst üste dizilir ve 4-5 metre sağ ve soluna birer çizgi çizilir. Ebe olan oyuncu ortada bekler, diğer oyuncular çizginin gerisinden topu hızlıca atar. Maksat taş dizinini yıkmaktır. Eğer taşı yıkamadıysa dahi topun hızlı olarak karşıdaki çizgiyi geçmesi yada yaklaşması gerekir.  Çizginin iç bölümünde kalan topu almak epeyce zor bir iştir. Ebeye yakalanmadan topu almak gerekir. Yakalanan kendi ebe olur. Taş dizini yıkık ise ebeleme olmaz. Yıkılan dizini ebe hemen dizmeli ve çizgi içinde bulunan kişi varsa onu sobelemelidir. Top ortada bir yerde kalırsa ebeyi oyalayarak iki oyuncudan biri topu alıp çizgi dışına kaçmak zorundadır. 

         Bu oyun eskiden düğünlerde oynanırmış. 5-10 kişilik bir toplulukta da oynamaya uygundur. Büyük boy bir yün eşarp alınarak iki karşı uçlarından tutulur ve bir yöne doğru iyice kıvrılır, tam sonuna kadar kıvrıldıktan sonra iki ucu yan yana getirilir ve kendiliğinden bir birine dolanır. Uçlar birbirine bağlanır.Artık tatlı sert sopamız hazırdır. Bu sopamızın adı da “Tura” dır.

         5-10 kişilik bir gurup uzunca bir sedire oturur.oturanların elleri arkada olacak şekilde yan yana sıkıca yaklaşılır. Gönüllü veya değişik saymaca oyunlarıyla bir ebe seçilir. Ebe oturanların koltuk altındaki boşluklardan elini daldırarak, turayı yakalamaya çalışır. Sağ ve sol baştaki oyuncular genellikle güçlü kişilerden seçilir. Tura elden ele dolaşır fakat oyuncu onu göremez. Tahmin ettiği yerlere hamle yapar.Ebe turayı yakalamaya dalınca, fırsatını bulan kişi ebenin kaba yerlerine hızlıca vurur ve tekrar turayı arkaya saklar. Yine elden ele gezerek ebeyi yanıltır. Bu vuran oyuncu orta sıralardan da olabilir. Ebe turayı en son kimde yakaladıysa o kişi ebe olur, öbür ebe onun yerine oturur. Bazen öyle dayak yenir ki kolay kolay unutamazsınız.

            Bu oyun iki veya daha fazla kişiyle oynanır. Gerekli olan malzeme her kişiye 50-60 cm. boyunda birer sopa  (çomak), 10-15 cm. boyunda bir adet çubuk (çelik) ve merkez olarak kullanılacak bir taş veya yere çakılan bir kısa kazıktır. Bu merkezin adı ise “kale”dir.

         Belirtilen bu merkezdeki kaleci çomak ile çeliğe hızlı bir şekilde vurur, maksat mümkün olduğu kadar uzağa atmaktır. Diğer oyuncularda çeliğin gidebileceği kadar ileride dururlar. Yere düşen çeliği alıp elle kaleye doğru fırlatır. Çeliği kaleye vurdurursa kalecinin yerine kendisi geçer. Kalecinin daha önce can’ı varsa bir can’ı eksilir. Merkeze atılan çeliğe, merkezdeki kaleci müdafaa yapar. Eğer çeliğe vurup kaleden uzaklaştırırsa bu mesafeyi çomak boyuyla beşer-beşer  sayarak elli sayıya ulaşınca bir canı olur. Bu sayı birkaç posta oyunda da olabilir. Mesela bir atışta 4 çomak boyu 20 sayı, ikinci atışta 10 sayı, üçüncü atışta 20 sayı gibi toplam 50 sayıya ulaşınca bir can’ı olur. Kaleye atılan çelik bir çomak boyundan kısa yerde kalırsa sayı sayılmaz. Kaleci bir müdafaa vuruşunda 10 çomak boyundan fazla uzağa atarsa bir can almış olur. Kaleci çeliği atıp yere düşmeden diğer oyuncu havada yakalarsa, kalecinin bir can’ı çıkar. Can’ı yoksa yakalayan oyuncu kaleye geçer.

         Bu oyun 3-5 kişiyle birlikte oynanırsa kalecinin işi daha da zorlaşır. Kaleci çeliğe vurunca çok kısa düşerse bu da kendine bir dezavantaj olur. Çünkü diğer oyuncuların çeliği kaleye vurma ihtimali yüksektir. 

          Bu oyunda diğer çelik oyununda olduğu gibi aynı  araçlarla oynanır. Daha açık arazide, genellikle yaylalarda oynanır. Bunda 10-15 metre aralıkta  karşılıklı iki kale belirlenir. İkişer-üçer oyuncu olur. Bir kaleden çelik atılır. Diğer oyuncular çeliği yakalayıp kaleye atana kadar rakip oyuncular ellerindeki çomaklarla toprağa kuyu kazarlar. Çelik havada yakalanırsa veya kaleye vurulursa oyun öbür ekibe geçer. Bu böyle devam eder. Her el oyunda açılan kuyu kaldığı yerden eşilmeye devam eder. En son kim daha büyük kuyu açtıysa oyunu o ekip kazanır. Bazı zamanlarda da yenilen ekipten birisi o kuyuya yatırılıp başı dışarıda kalacak şekilde gömülür. Bu oyundan önceki anlaşma gereğidir.

Bu oyun iki veya daha fazla kişiyle oynanır. Bir düzgün taş ve şekilde görüldüğü gibi düzgün bir zemine çizgi çizilir.

                                                        Oyun yöresel değildir, fakat çocuk oyunları olarak her bölgede ufak tefek değişikliklerle oynanır.  Başlarken, önce taş elle 1nolu  bölmeye atılır.  Tek ayakla hem sekilir hem de taş bir sonraki bölmeye sürülür.4nolu bölmeye varınca çift ayakla basılır. Taş  5nolu bölmeye sürülür.oraya da çift ayakla basılarak gidilir. 6-7-8nolu bölmeler tek ayakla sekerek ve taş sürülerek oyundan çıkılır. Daha sonra ikinci bölmeye atılır ve aynı şekilde oynanır. Eğer taş çizgiye değerse, ayakla çizgiye basılırsa veya çift ayakla basılmayacak yere basılırsa kural hatası olur ve ikinci oyuncu oyuna başlar. Oyuncular kendine sıra gelince oyuna kaldığı sayıdan devam eder.  8. bölümden sonra oyunu bitiren birinci olur.

                                                    

           Bu oyun da 2 ile 5 kişiyle oynanır. Şekilde görüldüğü gibi çizilir. Bir adet düzgün taş gerekir. Diğer tipi oyununda olduğu gibi taş elle 1nolu haneye atılır. Üzerinden atlanarak 2nolu haneye tek ayakla 3 ve 4nolu haneye birer ayakla aynı anda basılır. 5 ve 6nolu haneler yine tek ayakla sekilerek,  7 ve 8nolu haneye çift ayakla aynı anda basılır. Zıplayarak geri dönülür ve ayaklar yer değiştirmiş olur. Geri dönüşte aynı şekilde yapılır. Taş hangi hanedeyse elle alınarak sekerek dışarı çıkılır. Bu oyunda da çizgiye basmak, taşı çizgi üzerine veya çizgi dışına atmak, oyunu kural dışı oynamak ceza sayılır. Oyun diğer oyuncuya geçer.

 

<< GERİ >>